Öfke: Yıkıcı mı, Koruyucu mu?
- 14 May
- 2 dakikada okunur
Bu yazıyı hem çocuklarını anlamak isteyen ebeveynler, hem de kendi duygularını anlamlandırmak isteyen okuyucular için yazıyorum. Öfke, en temel yedi duygumuzdan biridir ve temel olmasına karşın en yanlış anlaşılan duygulardan biridir. Günlük yaşamda çoğu zaman “kontrol edilmesi gereken”, “yıkıcı”, “tehlikeli” ya da “olumsuz” bir duygu olarak ele alırız. Aslında sağlıklı öfke yıkıcı değildir, bizi korur; diğer temel duygularımız gibi çevremizle ilişkimizi düzenleyen bir duygudur ve ortaya çıktığında ihtiyacımız olan bir mesaj taşır.
Sağlıklı bir öfke siz;
sınır ihlaline uğradığınızda,
değersizleştirildiğinizde,
kontrol edildiğinizde,
haksızlığa maruz kaldığınızda ya da temel ihtiyaçlarınız engellendiğinde ortaya çıkar. Öfke duyduğumuz şeyle aramıza bir mesafe koyarız, eğer gerçekten sınırlarımız ihlal ediliyorsa sınırlarımızı korumak için öfkeye ihtiyaç duyarız.
Sağlıklı, ihtiyacımıza işaret eden öfke; “hayır” diyebilmemizi, kötü muammeleye itiraz edebilmemizi, sınırlarımızı korumamızı sağlar. Peki öfke ihtiyacımızı gidermemizi sağlıyorsa neden günlük yaşamımızda çok korkutucu bir duygu haline geliyor?
Çünkü öfkenin bastırıldığı aile sistemlerinde çocuk çoğu zaman şu mesajları alır. Ayrıca siz de ebeveynlerinizle olan deneyimleriniz sonucunda zihninizde bu cümleleri kuruyor olabilirsiniz;
“Kızmak kötü.”
“Öfken kabul edilmez.”
“Kızarsan terk edilirsin.” : İçinizde buna dair bir şema varsa öfkeyi dile getirmekte, hayır demekte zorlanıyor olabilirsiniz. Bu bedeninizde de takip edebileceğiniz bir kaygıya sebep olabilir.
“Sakin olmalısın.”
“Uyumlu olmak sevilmenin şartıdır.”
Öfkenin gelişimsel önemi:
Bu hafta okuduğum bir kitapta şu satırlara rastladım:
Winnicott bir denemesinde şöyle yazar: "Hem sevip hem de nefret ettiği bir kişi olmazsa, çocuk aynı kişiye hem sevgi hem de nefret beslediğini idrak edemez ve bunun sonucu olarak da gerek suçluluk duygusunu gerekse de tamir ve ihya etme arzusunu geliştiremez. Hakkında bilgi edinebildiği sınırlı bir insani ve fiziksel ortam olmazsa, çocuk saldırgan düşüncelerinin gerçek hayatta hiçbir şeyi yıkmadığını anlayamaz ve bu yüzden de fantezi ile gerçek arasındaki farkı idrak edemez." Eğer bir çocuk çok kötü bir şey yaptığında nefretle karşılaşmıyorsa, çok güzel bir şey yaptığında karşılaştığı sevgi de ona hakiki bir sevgi gibi gelmeyecektir. "Belli ki çocuk sevildiğine ancak nefret edilme noktasına geldikten sonra inanabilir."
Yani öfkenin sağlıklı bir şekilde gelişmesi için ebeveynlerimizin görevi; bizim öfkemizden sağ çıkmaktır.
Eğer ben öfke saçtığımda sen yıkılırsan (depresyona girersen veya ağlarsan), ben kendimi "tehlikeli/yıkıcı" hissederim ve duygularımı içime hapsederim.
Eğer ben öfke saçtığımda sen misilleme yaparsan (bağırırsan veya döversen), ben dünyayı "tehdit edici" bulurum ve savunmaya geçerim.
"Eğer ben öfke saçtığımda sen benden uzaklaşırsan (odayı terk edersen, benimle günlerce konuşmazsan veya duygusal olarak arana duvar örersen); ben öfkemi 'ilişkiyi öldüren' bir duygu olarak görürüm. Öfkemle seni yok ettiğimi sanırım, derin bir terk edilme korkusu yaşarım.
Ama eğer ben öfke saçtığımda sen orada kalmaya devam edersen (sınırlarını koruyarak beni kapsarsan), işte o zaman ben özgürleşirim.
Bazen çocuklukta karşılık bulamayan, yatıştırılmayan bu duygu, yetişkinlikte yönünü şaşırarak farklı ve yıkıcı formlara bürünebiliyor. Bizi ve ilişkilerimizi tüketen, altında başka yaralar gizleyen öfke türleriyle de karşılaşırız. Bu öfke türleri de aslında bize ve ihtiyaçlarımıza dair bir şeyler söyler ancak bunu çok daha dolaylı, bazen de yıpratıcı bir yoldan yaparlar. Üstelik bu halleriyle, artık sınırlarımızı koruma işlevini de yitirmişlerdir.
Peki, bizi korumak yerine hapseden bu 'yolunu şaşırmış' öfke türleri nelerdir ve onlarla nasıl bağ kurabiliriz? Bir sonraki yazıda, öfkenin diğer türlerine bakacağız.
Uzman Psikolojik Danışman Şeyma Akkuş

Yorumlar