top of page
Çocuğumuzun Başarısını mı, Kendilik Değerini mi Besliyoruz?

Çocuğumuzun Başarısını mı, Kendilik Değerini mi Besliyoruz?

14 Eki
5 dakikada okunur

Bir çocuğun başarısını desteklemekle, kendisini yalnızca başarılı olduğunda değerli hissetmesine neden olmak arasında ince ama çok önemli bir çizgi vardır.

Çocuğumuzun iyi bir okulda eğitim almasını, derslerinde başarılı olmasını, hedeflerine ulaşmasını ve gelecekte mutlu bir yaşam kurmasını isteriz. Onun için emek verir, imkânlarımızı zorlar, bazen kendi ihtiyaçlarımızı bile erteleriz. Bütün bunları yaparken niyetimiz çoğunlukla aynıdır: Çocuğumuzun iyi bir geleceği olsun.

Peki, bütün bu çabanın içinde hiç kendimize şu soruyu soruyor muyuz: Çocuğumun başarılı olmasını desteklerken ona kendisinin de değerli olduğunu hissettirebiliyor muyum?

Çünkü başarıya ulaşmak ile kendini değerli hissetmek aynı şey değildir. Bir çocuk sınavlarından yüksek notlar alabilir, öğretmenleri tarafından takdir edilebilir, hedeflediği okulu kazanabilir. Ancak bütün bunlara rağmen hata yapmaktan korkuyor, başarısız olduğunda kendisini yetersiz hissediyor veya ailesinin sevgisini kaybedeceğini düşünüyorsa, başarı onun için gelişmenin bir parçası olmaktan çıkıp kendini kanıtlama çabasına dönüşebilir.


Çocuklar Değerli Olmayı Nasıl Öğrenir?

Çocuklar kendileri hakkındaki düşüncelerini yalnızca kendi deneyimleriyle oluşturmazlar. Anne babalarının onlara nasıl baktıklarından, hangi davranışlarını fark ettiklerinden, hata yaptıklarında nasıl karşılık verdiklerinden ve başarıları karşısında nasıl davrandıklarından da etkilenirler.

Bir çocuk sınavdan yüksek not aldığında ailesinin yüzündeki mutluluğu, düşük not aldığında ise sesindeki hayal kırıklığını fark edebilir. Zamanla bu tepkileri kendi içinde anlamlandırmaya başlar.

Belki de şöyle düşünür:

“Başarılı olduğumda annem babam mutlu oluyor. Demek ki başarılı olduğumda daha değerliyim.”

Elbette her başarı beklentisi çocuğa böyle bir mesaj vermez. Çocukların gelişiminde teşvik edilmek, emeklerinin fark edilmesi ve hedefler belirlemek son derece önemlidir. Ancak ilgi, takdir ve yakınlık çoğunlukla başarıyla birlikte sunulduğunda çocuk, kendilik değerini dışarıdan gelen onaya bağlamayı öğrenebilir.

Burada üzerinde durmamız gereken nokta, çocuğumuzun başarılı olmasını istememiz değil; çocuğumuzun kendisini başarılı olduğu için mi, yoksa yalnızca var olduğu için de değerli mi hissettiğidir.


“Seninle Gurur Duyuyorum” Demek Her Zaman Yeterli mi?

Çocuklarımızı takdir etmek, onları motive etmek ve başarılarıyla gurur duymak isteriz. Ancak bazen iyi niyetle kurduğumuz cümleler, farkında olmadan başarıyı merkeze alan bir iletişim biçimine dönüşebilir.

“Sen zaten çok zekisin.”

“Bu sınavı da başarırsın, sana güveniyorum.”

“Bunca emekten sonra bu notu almamalıydın.”

“Bak, arkadaşın senden daha yüksek almış.”

Bu cümlelerin her biri farklı bir mesaj taşır. Özellikle zekâyı ve başarıyı çocuğun temel özelliği gibi vurgulamak, bazı çocuklarda başarısızlığın bu kimliği tehdit ettiği düşüncesini oluşturabilir. Çocuk, kendisini zeki ve başarılı biri olarak görmeye alıştıysa zorlandığı bir durumda yardım istemekten kaçınabilir veya hata yapmamak için kolay görevleri tercih edebilir.

Karşılaştırmalar ise çocuğun kendi gelişimini görmek yerine başkalarının performansına odaklanmasına neden olabilir.

Oysa çocuğumuzun yalnızca ulaştığı sonucu değil, o sonuca giden yolda gösterdiği çabayı, kullandığı yöntemleri, yaşadığı güçlükleri ve öğrendiklerini de görmeye ihtiyacımız var.

Örneğin, “Çok zekisin, yine harika yaptın.” demek yerine, “Bu konuda zorlandığını biliyorum. Farklı yollar denedin ve sonunda ilerleme kaydettin.” diyebiliriz.

İkinci cümle, çocuğun yalnızca bir özelliğine değil, öğrenme sürecine dikkat çeker. Böylece çocuk, zorlanmanın yetersizlik anlamına gelmediğini; çaba göstermenin, yeni yollar denemenin ve gerektiğinde yardım istemenin gelişimin doğal bir parçası olduğunu öğrenebilir.

Buradaki amaç, her durumda çabayı sonuçtan daha önemli ilan etmek de değildir. Çocuğun sonucunu değerlendirebilir, eksiklerini konuşabilir ve sorumluluk almasını bekleyebiliriz. Önemli olan, bütün bunları yaparken onun kişiliğini ve değerini sınav sonucuyla ölçmemektir.


Başarısızlık, Çocuğumuz İçin Bir Tehdit mi?

Bir çocuğun kendilik değerini anlamanın yollarından biri, başarısızlık karşısında nasıl hissettiğine ve nasıl davrandığına dikkat etmektir.

Düşük not aldığında kendisine “Ben aptalım.” diyor mu? Hata yaptığında ağlamaya, öfkelenmeye veya kendisini tamamen geri çekmeye başlıyor mu? Yardım istemekten utanıyor mu? Başarısız olma ihtimali bulunan etkinliklere katılmaktan kaçınıyor mu?

Bu davranışların tek bir nedeni olmayabilir. Kaygı, mükemmeliyetçilik, akran karşılaştırmaları, öğrenme güçlükleri ve çocuğun bireysel özellikleri de etkili olabilir. Ancak bu tepkiler, çocuğumuzun başarı ve başarısızlığa yüklediği anlamı anlamamız için bize önemli ipuçları sunar.

Çocuk başarısız olduğunda ilk ihtiyacımız, hemen bir çözüm üretmek veya onu motive edecek cümleler sıralamak olmayabilir. Önce duygusunu anlamaya çalışabiliriz.

“Bu sonucun seni üzdüğünü görüyorum.”

“Çok çalıştığın hâlde istediğin sonucu alamamak hayal kırıklığı yaratabilir.”

“Bu sınav istediğin gibi geçmedi. İstersen nelerin zor geldiğine birlikte bakalım.”

Bu yaklaşım, başarısızlığı önemsizleştirmek anlamına gelmez. Aksine, çocuğun yaşadığı duyguyu kabul ederken sorunu birlikte ele alabileceğimizi gösterir.

Çünkü çocuk, bir hata yaptığında ilişkisinin zarar görmediğini ve güçlük yaşadığında yalnız kalmadığını deneyimledikçe başarısızlıkla baş etmek için daha güvenli bir zemin geliştirebilir.


Çocuğumuzun Başarısını Değil, Gelişimini de Görebilmek

Ebeveynlikte bazen gözümüz o kadar hedefe odaklanır ki çocuğumuzun o hedefe giderken yaşadığı süreci kaçırabiliriz. Kaç soru çözdüğü, kaç yanlış yaptığı, hangi notu aldığı ve diğer öğrenciler arasında kaçıncı olduğu gündemimizin merkezine yerleşebilir.

Oysa çocuk yalnızca akademik becerilerini geliştirmiyor. Aynı zamanda sabretmeyi, hayal kırıklığıyla baş etmeyi, sorumluluk almayı, yardım istemeyi, kendi ihtiyaçlarını fark etmeyi ve yeniden denemeyi öğreniyor.

Bazen bir çocuk istediği notu alamasa da daha önce ertelediği bir görevi tamamlamış olabilir. Bazen zorlandığı bir soruyu öğretmenine sormayı başarmış, bazen de yoğun kaygısına rağmen sınava girmiş olabilir. Bunlar, akademik sonuçların yanında görülmeye değer gelişim adımlarıdır.

Çocuğumuza şu soruları sormak, odağımızı genişletmemize yardımcı olabilir:

  • “Bu süreçte kendinle ilgili ne öğrendin?”

  • “Sence hangi konuda ilerleme kaydettin?”

  • “Zorlandığında sana ne yardımcı oldu?”

  • “Bir dahaki sefere farklı olarak ne deneyebilirsin?”

Bu soruların amacı, her deneyimden mutlaka olumlu bir sonuç çıkarmak değildir. Çocuğun kendi deneyimini değerlendirebilmesine ve zamanla kendi öğrenme sürecinin sorumluluğunu almasına alan açmaktır.

Koşulsuz Kabul, Sınırsız İzin Vermek Değildir

Çocuğunun kendisini değerli hissetmesini isteyen bazı ebeveynler, beklentilerini azaltmaları veya hatalara hiç müdahale etmemeleri gerektiğini düşünebilir. Oysa çocuğun kendilik değerini desteklemek, bütün davranışlarını onaylamak ya da her isteğini yerine getirmek anlamına gelmez.

Çocuğumuzun davranışına sınır koyabilir, sorumluluklarını hatırlatabilir, verdiği sözleri yerine getirmesini bekleyebiliriz. Bir davranışının başkalarına zarar verdiğini açıkça söyleyebiliriz.

Buradaki temel ayrım şudur: Davranışı değerlendirmek başka, çocuğun kendisini değersiz hissettirmek başkadır.

“Bu sorumluluğunu yerine getirmedin, şimdi nasıl telafi edebileceğimizi konuşalım.” demekle “Senden hiçbir şey olmaz.” demek aynı değildir.

İlk cümle, davranışa ve çözüm yollarına odaklanır. İkinci cümle ise çocuğun bütün benliğini olumsuz bir yargıyla tanımlar.

Çocuğumuza hem sınırlar koyabilir hem de sevgimizin bir sınav sonucu, not ortalaması veya başarı düzeyine bağlı olmadığını hissettirebiliriz. Güvenli bir ebeveyn-çocuk ilişkisinin önemli parçalarından biri, bu iki tutumu birlikte sürdürebilmektir.


Peki, Evde Neleri Değiştirebiliriz?

Çocuğumuzun kendilik değerini desteklemek için büyük değişiklikler yapmamız gerekmiyor. Günlük iletişimimizde küçük ama anlamlı düzenlemelerle başlayabiliriz.

1. Başarı dışındaki özelliklerini de fark edin.

Yardımseverliğini, merakını, mizahını, sorumluluk alışını, bir arkadaşını dinlemesini veya zor bir durumda gösterdiği cesareti dile getirin. Çocuğunuz, değerinin yalnızca akademik performansından ibaret olmadığını hissedebilsin.

2. Sonuç kadar süreci de konuşun.

Sınavdan eve geldiğinde ilk sorunuz her zaman “Kaç aldın?” olmasın. “Sınavın nasıl geçti?”, “Kendini nasıl hissettin?” veya “Zorlandığın bir yer oldu mu?” gibi sorularla deneyimini anlamaya çalışın.

3. Hatalara öğrenme alanı açın.

Hataları görmezden gelmeyin ama onları kişisel bir kusur gibi de ele almayın. Hatanın nedenini anlamak ve çözüm üretmek için birlikte düşünün.

4. Kendi beklentilerinizi gözden geçirin.

Bazen çocuğumuzdan beklediğimiz şey, onun gerçek ihtiyacından çok bizim kaygılarımızla ilgili olabilir. Kendi başarı hikâyemizi, kaçırdığımız fırsatları veya gelecek endişelerimizi farkında olmadan çocuğumuza taşıyabiliriz. Kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Bu hedef gerçekten çocuğumun ihtiyacına mı hizmet ediyor, yoksa benim kaygımı mı azaltıyor?”

5. Birlikte olduğunuz zamanları performanstan bağımsız tutun.

Her sohbetin derslere, sınavlara veya sorumluluklara bağlanmadığı anlar yaratın. Birlikte yürümek, oyun oynamak, günün nasıl geçtiğini konuşmak ya da sadece birbirinizi dinlemek, ilişkinizin yalnızca başarı üzerinden kurulmadığını hissettirir.

Çocuğumuzun Kendisiyle Kuracağı İlişkide Bizim Payımız

Çocuğumuz büyüdüğünde her zaman yanında olamayacağız. Her sınav öncesinde onu sakinleştiremeyecek, her hayal kırıklığında elini tutamayacak, karşılaştığı her güçlüğü onun yerine çözemeyeceğiz.

Ancak bugün onunla kurduğumuz ilişkinin, ileride kendisiyle nasıl konuşacağı üzerinde bir etkisi olabilir.

Zorlandığında kendisine anlayış gösterebilecek mi? Hata yaptığında yeniden denemek için kendisinde güç bulabilecek mi? Başkalarının başarısını kendi yetersizliğinin kanıtı olarak görmek yerine kendi yoluna odaklanabilecek mi? Başarılı olduğunda sevinecek, başarısız olduğunda da kendisine değer vermeye devam edebilecek mi?

Bu soruların yanıtları tek başına ebeveyn tutumlarıyla belirlenmez. Çocuğun mizacı, yaşantıları, sosyal çevresi ve pek çok başka etken de gelişiminde rol oynar. Yine de ebeveynlerin çocuklarına sunduğu kabul, güven ve rehberlik önemli bir destek alanıdır.

Belki de kendimize hatırlatmamız gereken en önemli şey şudur: Çocuğumuzun geleceği için çalışırken bugünkü hâlini görmeyi unutmamalıyız. Onun yalnızca ulaşacağı hedeflerle değil, bugün olduğu kişiyle de bağ kurmalıyız.

Çünkü çocuklarımızın başarılı olmasını istemek kadar, başarıya ulaşamadıklarında da kendilerini yetersiz hissetmeden yollarına devam edebilmelerini istemek önemlidir.

Çocuğumuza bırakabileceğimiz en değerli mesajlardan biri, başarının emek verilerek geliştirilebileceği; ancak insan olarak değerinin kazanılması gereken bir ödül olmadığıdır.

Öyleyse bugün kendimize bir kez daha soralım: Çocuğumuzun başarısını desteklerken onun kendisiyle kurduğu ilişkiyi de destekliyor muyuz?

Belki de ebeveynlikte asıl mesele, çocuklarımızın her zaman başarılı olmalarını sağlamak değil; başarı ve başarısızlık karşısında kendilerini kaybetmeden büyüyebilecekleri bir ilişki kurabilmektir.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Neden Anlaşılmak Yerine Haklı Çıkmaya Çalışırız?

Birisi bize bir davranışımızın onu üzdüğünü söylediğinde ne yaparız? Onu dinlemeye mi çalışırız, yoksa hemen kendimizi açıklamaya mı başlarız? “Ben öyle demek istemedim.” "Sen de beni yanlış anladın.”

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin*
logo
© 2025, asalpsikoloji, tulayasalkara, tulayasalkaraakademi, asalpsijolojiakademi, asalakademi; Tülay Asal Kara ve Asal Psikolojik Danışmanlık Merkezi bünyesine aittir.
  • Facebook Sosyal Simge
  • Instagram Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge
bottom of page