Neden Anlaşılmak Yerine Haklı Çıkmaya Çalışırız?
Birisi bize bir davranışımızın onu üzdüğünü söylediğinde ne yaparız? Onu dinlemeye mi çalışırız, yoksa hemen kendimizi açıklamaya mı başlarız?
“Ben öyle demek istemedim.”
"Sen de beni yanlış anladın.”
“Peki, ama sen de geçen gün aynısını yaptın.”
Bu cümleler çoğumuza tanıdık gelebilir. Bazen bir konuşmaya birbirimizi anlamak amacıyla başlarız, ancak kısa süre içinde kimin haklı olduğunu kanıtlamaya çalıştığımız bir tartışmanın içinde buluruz kendimizi. Karşımızdaki kişi incindiğini anlatırken biz niyetimizi açıklamaya, kendimizi savunmaya ya da onun söylediklerine karşılık vermeye odaklanırız.
Konuşmanın sonunda çoğu zaman ikimiz de kendimizi anlatmış, kimse kimseyi dinlememiştir. Oysa o anda ihtiyacımız olan şey çoğu zaman haklı çıkmak değil, anlaşılmaktır.
Peki ne oluyor da kendimizi haklı çıkma ihtiyacı galip geliyor?
Eleştirilmek, yalnızca bir davranışımız hakkında olumsuz bir geri bildirim almak anlamına gelmeyebilir. Bazı durumlarda söylenen sözler, kendimizle ilgili daha derin ve farklı anlamlara dokunabilir.
Eleştiri bir tehdit gibi algılanır. Bedenimiz, eleştiriyi bazı zamanlarda fiziksel olmasa da duygusal bir tehdit olarak deneyimler. Güvende hissetmeyiz ve uyarılma arttıkça karşımızdakini dinleme, merak etme ve esnek düşünme kapasitesi azalır. Haklı çıkma çabası bu yüzden çoğu zaman bir “karar” değil, bir refleks gibi otomatik olarak gelir.
Haklı olmak, kendimizi nasıl gördüğümüzle yakından ilişkili olabilir. Haksız haksız olmak, yalnızca bir konuda yanılmak değil; kendini kötü, yetersiz ya da sevilmeye layık değilmiş gibi hissetmek anlamına gelebilir. Haklı çıkmak da bu olumsuz duygularla karşılaşmamak için bir savunma yolu hâline gelebilir.
"Haklıyım” demek, “Yetersiz hissediyorum” demekten çok daha az tehlikelidir. Haklı olduğumuzu düşünmek, bazen kendimizi yetersiz ya da çaresiz hissetmekten daha kolay olabilir. Çünkü utanç ve çaresizlik bizi savunmasız hissettirirken, haklı olmak kendimizi daha güçlü ve güvende hissetmemizi sağlayabilir.
Eski yaşantılarımız devreye girer. Erken çocukluk ya da ergenlik dönemimizde hata yapmanın eleştiriyle, geri çekilmeyle, sevgi kaybıyla ya da küçük düşürülmekle karşılandığı bir geçmişte, kendini savunmak gerçekten gerekli bir beceriydi. Yetişkinlikte aynı tepki, o eski utancın bugüne taşınmış hâli olabilir. Bu da haklı çıkmaya çabalamayı“inatçılık” değil, bir zamanlar işe yarayan bir koruma olarak değerlendirmemizi sağlar.
Görülme ihtiyacı başka bir yoldan aranır. Asıl ihtiyaç “beni anla, çabamı gör” iken, bunu doğrudan söylemek kırılgandır. Haklı çıkmak ise görülmeyi kazandıran bir yol olur: “Bak, ben haksız değilim, o halde değersiz de değilim.” Ama bu yol çoğu zaman karşı tarafı da savunmaya iterek aranılan şeyden uzaklaştırır.
Kısacası kendimizi haklı çıkartmaya çalışarak savunmak, kendimizi koruma yöntemidir. Ancak burada önemli bir ayrım var: Kendimizi savunmaya geçmemizin anlaşılabilir nedenleri olması, verdiğimiz her tepkinin ilişkilerimiz üzerindeki etkisini ortadan kaldırmaz.
Bir ilişkide "iki haklı" karşılaştığında ne oluyor?
Bir taraf incindiğini anlatırken diğeri kendini savunmaya başladığında çoğu zaman bir döngü doğar.
“Bu hafta eve hep geç geldin.”
"Ama toplantılar vardı, sen de geçen hafta...”
Birinci kişi duyulmadığını hisseder ve kendini daha çok anlatır. İkinci kişi suçlandığını hisseder ve daha çok savunur. Bir süre sonra konuşmanın başındaki mesele geri planda kalır. Aslında ikisi de aynı şeyi söylüyordur: “Beni gör.”
Aynı döngü ebeveyn ve ergen arasında da yaşanır. Ergen “Beni hiç dinlemiyorsun” dediğinde ebeveynin “Sana ne kadar emek veriyorum, hâlâ mı?” demesi, ikisinin de görülme ihtiyacını konuşmanın dışında bırakır. Bu döngü romantik ilişkilerle sınırlı değil; arkadaşlıkta, aile içinde ve iş yaşamında da görülebilir.
Bazen sınırımızı korumak için kendimizi savunmamız gerekir. Mesele savunmaktan vazgeçmek değil, savunurken karşımızdakini duymayı tamamen bırakıp bırakmadığımızı fark edebilmektir.
Kendimizi açıklamak isteyebiliriz ve aynı zamanda karşımızdaki kişinin deneyiminin de gerçek olduğunu kabul edebiliriz.
Bu iki durum birbiriyle çelişmek zorunda değildir.
Birini incitmek istememiş olmakla onun incinmiş olduğunu kabul etmek arasında bir fark vardır.
Bazen “Ben öyle demek istemedim.” cümlesinin yanına “Ama bunun seni nasıl etkilediğini de anlamak istiyorum.” diyebilmek, konuşmanın yönünü değiştirebilir. Çünkü ilişkilerde anlaşılmak kadar, karşımızdakinin deneyimini anlamaya istekli olmak da önemlidir.
Alan Açmak
Her konuşmada sakin kalmak ya da hiç savunmacı olmamak gerekmez. Yalnızca tepkimizle aramıza küçük bir nefeslik yer açmak mümkün olabilir:
Yanıt vermeden önce kısa bir duraklama. Bedeninizde ne olduğuna bakın: Çene mi sıkıldı, nefes mi hızlandı?
Kendinize sormak: “Şu an neden bu kadar güçlü biçimde kendimi açıklamak istiyorum?”
Duyguyu söylemek. “Ben öyle yapmadım!” yerine “Bunu duyunca kendimi yetersiz hissettim” cümlesi çok farklı bir kapı açar.
Merakla sormak. “Bunu yaşarken senin için en zor olan neydi?” ya da “Biraz daha anlatır mısın?” Elbette bunun işlemesi için karşı tarafın da konuşmaya ve dinlemeye istekli olması gerekir.
Bu adımlar bir kural listesi değil, her birini deneyip kendinize uyanı bulabilirsiniz.
Anlaşılmak İçin Önce Kendimizi Anlamak
Savunmayı bırakmak, haklı olma ihtiyacını bırakmak demek değildir. Altındaki anlaşılma ihtiyacını görmektir. Savunmaya geçtiğimiz anları fark etmek yalnızca iletişimimizle değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiyle de ilgilidir.
Hata yapmanın, yanlış anlaşılmanın ya da birini istemeden incitmenin bizi bütünüyle kötü biri yapmadığını hissedebildikçe, eleştiri karşısında kalabilmek de kolaylaşır.
Bir sonraki konuşmada kendimizi açıklamak için acele ettiğimizi fark ettiğimizde şu soruyu sorabiliriz:
“Şu an anlaşılmak mı istiyorum, yoksa kendimi kötü hissetmemek için mi kendimi savunuyorum?”
Cevap her zaman net olmayabilir. Ama soruyu sorabilmek bile otomatik tepkimizle aramıza bir mesafe koyar. Duygularımız da davranışlarımız da bize bir şey anlatmaya çalışıyor. Belki yapmamız gereken, onları susturmak yerine ne söylediklerini merakla dinlemek.
Uzman Psikolojik Danışman Şeyma Akkuş

Yorumlar