Kendimize Karşı Neden Bu Kadar Eleştirel Davranırız?
Bir hata yaptığımızda içimizden hemen “Yine bunu neden yaptım?” “Ne kadar beceriksizim”, “Başkası olsa farklı davranırdı, çok aptalca davrandım”, “Zaten hiçbir şeyi düzgün yapamıyorum” …gibi ifadeler duyuyor olabiliriz.
Arkadaşları arasında komik duruma düşmekten korkan bir ergenden, sınıfta sorulan soruya yanlış cevap vermekten çekinen bir çocuğa ya da iş yerinde bir hata yapmış olan yetişkine kadar hemen hemen herkes için bu iç ses tanıdıktır. Bu iç ses bazen hiç farkında olmadan paniklememize sebep olabilir, bu denli otomatik ve hızlı bir sestir.
Peki, bizi kendi içimizde bu kadar acımasızca yargılayan bu ses tam olarak nereden geliyor? Bu ses bizi kaygılandırıyor, utandırıyor; peki neden onu içimizde taşımaya devam ediyoruz? Bu yazıda kendimize karşı eleştirel davranmanın ardındaki sesin nereden geldiğini ve bizi neyden korumaya çalıştığını Duygu Odaklı bir yaklaşımla ele alacağım.
Kendimize Karşı Eleştirel Davranmak Ne Demek? İçsel Eleştirmen.
Zihnimizde beliren yargılayıcı, küçümseyen, sürekli "yapmalısın" ya da "yeterli değilsin" mesajı veren içsel sestir. Psikoloji literatüründe bu yapı iç eleştirmen olarak adlandırılır.
Bu ses bazen o kadar görünmezdir ki zihninizde net bir cümle veya düşünce olarak yakalayamayabilirsiniz. Bunun yerine kendini doğrudan bedeninizde hissettirir:
Yüzümüzde aniden beliren bir kızarma veya vücut ısısındaki belirgin değişim,
Boğazda yutkunmayı zorlaştıran o düğüm,
Midede ani bir kramp, sıkışma ya da bulantı hissi,
Omuzlarda ağırlık hissi…ve hepimizde farklı bir beden duyumu görünebilir.
Bedeninizin verdiği bu tepkiler, zihnin henüz kelimelere dökmediği eleştirel sesin ve altındaki utancın somutlaşmış şeklidir. Düşüncelerimizi ve bedendeki bu anlık değişimleri fark edebilmek, iç eleştirmeni yakalamak; kendimizle daha şefkatli bir ilişki kurabilmek için önemli bir ilk adımdır.
Bu Ses Nereden Geliyor?
İnsan doğduğunda, biyolojik ve psikolojik olarak ona bakım veren bir diğer insana bağlanmaya muhtaçtır. Erken çocukluk döneminde bir çocuğun en temel ihtiyacı güvende hissetmek, görülmek ve onaylanmaktır. Eğer çocuk hata yaptığında veya zor bir duygu yaşadığında sakinleştirici, kapsayıcı ve o duygusunu yatıştıran bir tepki alırsa, zihninde şu his ve düşünce oluşur: "Hata yapsam da güvendeyim, sevilmeye değerim."
Bu ses bizim için önemli kişilerden (öğretmenimiz, akranlarımız, annemiz, babamız, yakın akrabalarımızdan) aldığımız geri dönüşler sonucu oluşur. Bu geri dönüşler bazen hakaret içerirken bazen sadece bir bakıştan, ses tonundan ibarettir. Bu yaşantıların tekrarı sonucunda zamanla bu cümleler, bu ses tonu bize ait gibi gelmeye başlar.
Özellikle çocukluğunuzda hata yaptığınızda, coşku ile yeni bir şey denediğinizde size verilen tepkiler reddedici, cezalandırıcı, kıyaslayıcı veya öfke dolu ise bu durumda karşınızdaki kişi ile ilişkinizi koruyabilmek için davranışlarınızı kontrol etmek zorunda hissedersiniz.
Eleştirel Ses Bizi Neyden Korur?
Bu sese ihtiyaç duyarız çünkü ilişki kurduğumuz diğer insanların bizi onaylamasını, kabul etmesini isteriz. Hata yaptığımızda da sevdiğimiz zevk aldığımız şeyleri ortaya koyduğumuzda da hep sevilmeye değer olduğumuzu, güvende olduğumuzu bilmek isteriz, bunu istemek insan olmanın doğasında vardır. Ancak yukarıda sözünü ettiğim gibi olumsuz deneyimler yaşadığımızda bir parçamız şunları hisseder ve düşünür;
“Hata yaptığımda ve hiç denemediğim bir şeyi denemeye başladığımda utandırılıyorum, insanların hoşlarına gitmiyor, reddediliyorum, bana öfkeleniyorlar”
“Yani o halde önce kendimi eleştirirsem, yaptığım şeylerde daha az hata yaparım, biri eleştirirse de o kadar incinmem.”
Bu ses bir tür uyarı sistemi gibi çalışır. Kendimizi ne kadar yargılarsak o kadar yetersiz ve utanmış hissederiz. Bu sesi duydukça, utandıkça ve yetersiz hissettikçe bir kapanın içine sıkışırız; elimizi kaldırmayız, fikirlerimizi dile getirmeyiz, şakalar yapmayız ve denemekten kaçınırız. Bu ses bizi korumak isterken aslında yaptığı şey bizim varlığımızı küçültmektir. Öğrenmeye ve hata yapmaya hakkı olan yanımız da sesini çıkaramaz hâle gelir.
Kendimizi Eleştirmenin Altında Bir Duygu Var mı?
Kendimize karşı eleştirel davranmak yalnızca “olumsuz düşünmek” değildir. Bazen bunun altında kırılgan bir duygu ve karşılanmayı bekleyen bir ihtiyaç vardır.
Kendimize hakaretler etmeye başladığımızda, sürekli sunumda yaptığımız o hatayı düşündüğümüzde, arkadaşımızın doğum gününü kutlamayı unuttuğumuzda, kısacası kendimize “yetersizim” dediğimiz o anlarda durup şu soruyu düşünebiliriz:
“Şu anda ne hissediyorum, bedenimde ne oluyor?”
Rezil olmaktan korkuyor olabiliriz, utanıyor olabiliriz. Hata yaptığımız için değerimizi kaybedeceğimize inanıyor olabiliriz. Buradaki duyguyu netleştirmek artık o acımasız eleştiriyi tek gerçek olmaktan çıkartır ve bize sakinleşebileceğimiz bir alan verir. Bu anlarda kendimize bir soru daha yöneltebiliriz:
“Şu anda neye ihtiyacım var?”
Belki de sadece bir insan olduğumuzu duymaya ve bu hatanın normal olduğunu bilmeye ihtiyaç duyuyor olabiliriz. Kısacası kabul edilmeye, hata yapmaya hakkımız olduğunu hatırlamaya, anlaşılmaya ihtiyaç duyarız.
Kendimizi değerlendirmeye ve yaptığımız hatayı, geliştirilebilir yönlerimizi görmeye ihtiyacımız var, bu sağlıklı bir beceridir. Kendimizi değerlendirmek eleştiriden farklıdır, değerlendiren bir ses utanç hissetmemize yol açmaz, harekete geçirir. Kendimizle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmek, bir gecede içimizdeki eleştirel sesi susturmak anlamına gelmez. Bazen ilk adım, o sesi fark etmek ve onunla mücadele etmek yerine ne anlatmaya çalıştığını merak etmektir.
“Yetersizim, aptalım” dediğimiz anda, “Şu anda kendime neden böyle konuşuyorum?” diye sorabilmek önemli bir başlangıç olabilir.
Eğer kendinize yönelik eleştiriler yoğun bir utanç, değersizlik veya yetersizlik duygusuyla birlikte ilerliyor ve günlük yaşamınızı etkiliyorsa (yeni şeyler denemekte, sorumluluklarınızı yerine getirmekte yoğun bir kaygıya dönüşüyorsa), bu döngüyü bir uzman eşliğinde anlamlandırmak faydalı olabilir.
Uzman Psikolojik Danışman Şeyma Akkuş


Yorumlar