Ebeveynliğin Görünmeyen Yüzü
Ebeveynlik çoğu zaman çocukların ihtiyaçları üzerinden konuşulur. Çocuğumuz ne hissediyor, neye ihtiyacı var, neden öfkeleniyor, neden ağlıyor, nasıl davranmalıyız? Oysa ebeveynliğin bir de görünmeyen tarafı vardır: Ebeveynin kendisi.
Çünkü bir çocuğun duygusunu anlamaya çalışırken, onun yanında duran yetişkinin de duyguları vardır. Yorulan, sabrı tükenen, kaygılanan, bazen öfkelenen, bazen suçluluk duyan, bazen de “Artık gerçekten çok zorlanıyorum.” diye içinden geçiren bir ebeveyn…
Ve belki de ebeveynlikte en çok gözden kaçan noktalardan biri tam olarak budur.
“İyi ebeveyn” olmak, hiç zorlanmamak değildir.
Ebeveynlerden çoğu zaman sakin, sabırlı, anlayışlı ve her koşulda kontrollü olmaları beklenir. Çocuğun öfkesini düzenlemesine yardımcı olması, ağladığında yanında kalması, sınır koyması, ihtiyaçlarını fark etmesi ve bütün bunları yaparken kendi duygularını da yönetmesi…
Fakat insan olmak, bütün bunları her zaman kusursuz yapabilmek anlamına gelmez.
Bazen çocuğumuzun ağlaması bizi beklediğimizden daha fazla öfkelendirebilir. Bazen aynı şeyi defalarca anlatmak bizi tüketebilir. Bazen çocuğumuzun davranışının kendisinden çok, o davranışın bizde uyandırdığı çaresizlik zorlayabilir. Ve bazen ebeveyn, çocuğuna değil, aslında kendi içinde biriken yorgunluğa tepki veriyor olabilir.
Bu nedenle ebeveynin kendisine şu soruyu sorabilmesi önemlidir: ‘’Çocuğumun davranışı bende ne uyandırıyor?’’
Çünkü çocuğun duygusunu anlamak kadar, kendi duygumuzu fark etmek de ebeveynliğin bir parçasıdır.
Duyguyu fark etmek, davranışı haklı çıkarmak değildir.
Burada önemli bir ayrım vardır. Öfkelenmek, bağırmayı; yorulmak, çocuğu ihmal etmeyi; çaresiz hissetmek, sınırları tamamen ortadan kaldırmayı haklı çıkarmaz. Ancak bir duyguyu bastırmak da onu ortadan kaldırmaz. Ebeveyn “Öfkelenmemeliyim.” dediğinde öfke çoğu zaman yok olmaz. Sadece görünmez hale gelir. Birikir, bedende taşınır ve bazen hiç beklenmeyen bir anda daha yoğun bir şekilde ortaya çıkar. Bu nedenle amaç, ebeveynin hiç öfkelenmemesi değildir. Amaç, öfkesini fark edebilmesi, neyin tetiklediğini anlayabilmesi ve davranışa dönüşmeden önce kendisine bir alan açabilmesidir. Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizden değil, bizim duygularımızla kurduğumuz ilişkiden de öğrenirler.
“Ben şu an ne yaşıyorum?”
Bazen ebeveynlikte ihtiyaç duyulan şey hemen bir çözüm bulmak değil, birkaç saniyeliğine durabilmektir.
“Şu an çok yoruldum.”
“Çocuğumun davranışından çok, kendimi yetersiz hissettiğim için öfkeleniyorum.”
“Kontrolü kaybetmekten korkuyorum.”
“Bugün gerçekten hiç dinlenemedim.”
“Benden sürekli bir şey bekleniyor ve ben artık çok sıkışmış hissediyorum.”
Bu cümleler ebeveyni kötü yapmaz. Aksine, kişinin kendi iç dünyasına temas edebilmesini sağlar. Çünkü kendisinin ne yaşadığını fark edemeyen bir ebeveyn, çoğu zaman çocuğunun yaşadığı duyguyu anlamaya çalışırken kendi duygusuyla mücadele etmek zorunda kalır.
Çocuğun duygusuna yer açarken kendimize de yer açmak.
Ebeveynlik, çocuğun bütün duygularına alan açabilmeyi gerektirir. Ama belki de aynı şeyi ebeveynler için de hatırlamamız gerekiyor. Çocuğumuz öfkelendiğinde “Öfkelenebilirsin, ben yanındayım.” diyebiliyorsak, kendi öfkemize de “Şu an öfkeliyim ve bunun bir nedeni var.” diyebilmeliyiz. Çocuğumuz yorulduğunda dinlenmesine izin veriyorsak, kendimizin de yorulabileceğini kabul edebilmeliyiz. Çocuğumuz hata yaptığında ona şefkat gösterebiliyorsak, kendi ebeveynlik hatalarımıza da aynı şefkatle bakabilmeliyiz. Çünkü çocuk yetiştirmek, sürekli kendinden vermek anlamına gelmez.
Bazen iyi bir ebeveyn olmak; çocuğun yanında kusursuzca sakin kalmak değil, sakin kalamadığımız bir anın ardından ilişkiyi onarabilmektir.
“Az önce çok öfkelendim.”
“Sesimi yükselttim ve bunun senin için zor olduğunu biliyorum.”
“Bu senin suçun değildi.”
“Ben de bazen zorlanabiliyorum.”
diyebilmek de çocuğa çok kıymetli bir şey öğretir: İlişkilerde hata olabilir, duygular yaşanabilir ve bağ yeniden kurulabilir.
Ebeveynlikte çoğu zaman “Çocuğuma nasıl davranmalıyım?” diye soruyoruz. Belki bu sorunun yanına bir soru daha eklemeliyiz: “Ben bütün bunların içinde nasılım?” Çünkü ebeveyn de bu ilişkinin bir parçasıdır. Onun yorgunluğu, kaygısı, geçmiş deneyimleri, beklentileri, korkuları ve ihtiyaçları da ebeveynlik deneyiminin içinde yer alır. Kendi duygularını fark etmek bencillik değildir. Çocuğundan uzaklaşmak değildir. İyi ebeveyn olmaktan vazgeçmek hiç değildir. Tam tersine, kendini fark eden bir ebeveyn; çocuğunun duygusuyla kendi duygusunu birbirinden ayırmayı, gerektiğinde destek istemeyi, sınırlarını fark etmeyi ve ilişkiyi daha sağlıklı biçimde sürdürebilmeyi öğrenir.
Belki de çocuklarımızın ihtiyaç duyduğu kusursuz ebeveynler değil; kendi duygularını fark etmeye çalışan, hata yaptığında onarabilen ve hem çocuğuna hem kendisine şefkatle yaklaşabilen ebeveynlerdir.
Çünkü bazen çocuğumuza verebileceğimiz en değerli şey, onun bütün duygularına izin vermek kadar, kendi duygularımızın da var olmasına izin vermektir.
Psikolog /Aile Danışmanı Betül Bulut Yazıcıoğlu


Yorumlar